Havza Haber Ajansı muhabiriyle Tahran’da yaptığı söyleşide konuşan Velâyet Yanlısı Tebliğciler Topluluğu Genel Sekreteri Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimin Hüseyin Nevâzenî, Hz. Ebu’l-Fazl’ın (a.s.) dikkat çeken özelliklerinden birinin basiret olduğunu belirterek şunları söyledi:
İmam Cafer-i Sadık (a.s.) onun hakkında şöyle buyurmuştur: “Amcamız Abbas bin Ali (a.s.), derin bir basirete ve sağlam bir imana sahipti. Allah yolunda İmam Hüseyin’in (s.a.) safında cihat etti, sınavını en güzel şekilde verdi ve şehit oldu.”
Hüccetü’l-İslam Nevâzenî sözlerine şöyle devam etti: “Aşura döneminde İslam ümmetinin büyük çoğunluğu Yezid'e biat etmişti. Kufelilerin, İmam Hüseyin’e (a.s.) yardım edeceklerine dair verdikleri sözlere de güven kalmamıştı. Yakınları ve sevenleri, bu yola girilmesi hâlinde dönüşün olmadığını; sonunun ölüm ve ailelerin esareti olacağını söyleyerek İmam’ı uyarıyordu. Toplumda kalpler katılaşmış, dinî gayretin ışığı sönmeye yüz tutmuştu. Böyle bir ortamda İmam Hüseyin (a.s.) bir hükümet kursaydı bile, onu Hz. Emirü’l-Müminin Ali’nin (a.s.) hükümetinden daha iyi bir akıbet beklemezdi. Çünkü toplum adaletsizliğe alışmış ve o dönemde tahrif edilmiş dini kabullenmişti. Bu nedenle kurulacak bir yönetim de kısa sürede çökecekti. İmam Hüseyin (a.s.) biliyordu ki ancak akılcılık ve mazlumiyet kanatlarıyla yükselen kanlı bir destan, kalpleri yakabilir, insanları uyandırabilir ve kitleleri kalp katılığından kurtarabilirdi.”
Hz. Ebu’l-Fazl (a.s.), Yalnızca Kendisi Değil, Kardeşlerini de Seyyidü’ş-Şüheda’nın (a.s.) Ordusuna Katılmaya Yönlendirdi
Velâyet Yanlısı Tebliğciler Topluluğu Genel Sekreteri, Aşura olayına değinerek şunları vurguladı:
“Doğal olarak İmam Hüseyin (a.s.), tüm bu gerçekleri halka tek tek anlatamaz, basiret eksikliğini ve bunun sonuçlarını ayrıntılı biçimde izah edemezdi. Nitekim bu şartlar altında, Benî Hâşim’den bazı gençler bile onu yalnız bıraktı. İmam şöyle buyurdu: “Bana katılan herkes şehit olacaktır ve toplum bizim şehadetimizle uyanacaktır.” Böylece hak yolunda olmanın akıbetini herkes için açıkça ortaya koydu.”
Bu noktada Hz. Ebu’l-Fazl (a.s.) sadece kendisi değil, kardeşlerini de Seyyidü’ş-Şüheda’nın (a.s.) ordusuna kattı ve öyle bir basiret seviyesine ulaştı ki Aşura günü önce kardeşlerinin, İmam Hüseyin’in (a.s.) izniyle meydana çıkmalarını sağladı. Böylece şehit olan kardeşlerinin acısı karşısında sabretmenin sevabına da nail olmayı arzuladı.
Hüccetü’l-İslam Nevâzenî şöyle vurguladı: “Bu basiret, son derece değerli bir erdemdir. Bugün toplumumuzda hamdolsun halkın büyük çoğunluğu zamanın şartlarını kavramış durumdadır ve sahip oldukları basiretle İslam İnkılabı'nı ve rehberliği desteklemektedir. Elbette toplumda ekonomik, sosyal ve ahlaki sorunlar bulunmaktadır. Bunların bir kısmı düşmanların düşmanlığına, kültürel saldırılarına ve ülkemize uyguladıkları yaptırımlara dayanmaktadır; ancak bir kısmı da içerdeki bazı görevlilerin hatalarından kaynaklanmaktadır.
Bu kayma ve hatalar, İslam’ın ve inkılabın özüne ya da inkılap ve sistem için hizmet etmiş büyük şahsiyetlere yönelik değildir; aksine inkılaptan soğuyan, sessiz kalan, rehberliği desteklemeyen ve fiilen inkılapçı olmaktan çıkan kimselerle ilgilidir. Bu nedenle Hz. Abbas’ın (a.s.) Şiilere verdiği basiret dersi son derece önemlidir.”
Sağlam İman, Hz. Abbas’ın (a.s.) Öne Çıkan Özelliğidir
Tahran İslami Azad Üniversitesi öğretim üyesi, Hz. Abbas’ın (a.s.) bir diğer özelliğine değinerek şunları söyledi:
“O Hazret’in ikinci dikkat çekici özelliği olarak sarsılmaz imanını gösterebiliriz. Tasuâ gecesinde Şimr, Hz. Abbas’a (a.s.) bir emanname getirdi. İmam Hüseyin’in (a.s.) ordusunun karşısında durdu, bağırarak seslendi ve Ümmü’l-Benîn (s.a.) ile aynı kabileden olmalarını gerekçe göstererek ona ‘kız kardeşimin oğlu’ diye hitap etti ve şöyle dedi:
‘Ey kız kardeşimin çocukları! Siz güvendesiniz. Neden kendinizi ölüme atıyorsunuz? Siz emniyettesiniz, kendinizi kardeşinizle birlikte ölüme sürüklemeyin. Müminlerin emiri Yezid’e itaat edin, gelin onun itaatine girin ki güvende olun.’
Bunun üzerine Hz. Abbas (a.s.) ona şöyle dedi:
‘Yazıklar olsun sana ey Şimr! Allah seni kahretsin! Allah seni ve getirdiğin bu emanı lanetlesin. Ey Allah’ın düşmanı! Sen bize Allah’ın düşmanlarına itaat etmemizi ve kardeşimize yardım etmeyi terk etmemizi mi söylüyorsun?’
Bunu söyleyerek emannameyi reddetti ve onu geri çevirdi.”
Hüccetü’l-İslam Nevâzenî ardından şöyle ekledi:
“Abbas (a.s.) baştan sona fedakârlıktır. O Hazret, bir an bile tereddüt etmedi, ayağı hiç kaymadı.”
Hz. Ebu’l-Fazl’ın (a.s.) Günümüz Toplumu için Büyük Dersi
Hüccetü’l-İslam Nevâzenî sözlerine şöyle devam etti:
“Hz. Ebu’l-Fazl (a.s.), Aşura günü son derece zor şartlar altında bulunuyordu. Bir yandan ordunun sancaktarıydı ve bu büyük ordunun heybetini ve direncini ayakta tutmak zorundaydı; diğer yandan çadırlara gidip kadınların ve çocukların durumuyla ilgileniyor, Ehlibeyt hareminin dayanağı ve sığınağı oluyordu. Bu nedenle son ana kadar direndi ve hiçbir zaman zorluklar ve vesveseler karşısında boyun eğmedi. Bu durum, bugün bizim toplumumuz için çok büyük bir derstir. Yüce Allah’tan imanımızı güçlendirmesini ve hepimizi para, güç, makam, mevki ve türlü vesveseler karşısında korumasını diliyorum.”
Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimin Nevâzenî şöyle dedi:
“Rivayet edilmiştir ki Hz. Ebu’l-Fazl Abbas (a.s.), İmam Hüseyin’in (a.s.) yanında izinsiz oturmazdı; izin aldıktan sonra da, efendisinin huzurunda edeple diz çöken bir kul gibi otururdu. Masum İmamlar’dan (a.s.) bize ulaşan bir rivayette şöyle buyurulmuştur:
‘Şüphesiz Abbas bin Ali, ilmi küçük yaşta babasından adeta süt emer gibi içine çekmiştir.’
Yine rivayet edilmiştir ki, Hz. Ebu’l-Fazl Abbas (a.s.), 34 yıllık ömrü boyunca kardeşi İmam Hüseyin’e (a.s.) hiçbir zaman ‘kardeşim’ diye hitap etmemiş; onun yerine ‘Efendim’, ‘Mevlam’, ‘Ey Resulullah’ın oğlu’, ‘Ey benim seyyidim’ gibi ifadeler kullanmıştır. Ancak ömrünün son anlarında, şehadetin eşiğinde iken şöyle seslenmiştir:
‘Ya ahâ, edrik ahâk (Ey kardeş! Kardeşine yetiş)’
Bu hitap da aslında bir edep örneğiydi; çünkü ‘kardeşin, kardeşlik görevini en güzel şekilde yerine getirdi, şimdi sen de ey kardeş, bana kardeşlik şefkatiyle bak’ anlamını taşıyordu.”
Hüccetü’l-İslam Nevâzenî şöyle devam etti:
“Müstetrafu’l-Ehadis adlı eserde nakledildiğine göre bir gün İmam Hüseyin (a.s.) mescitte su istedi. O sırada çocuk yaşta olan Hz. Ebu’l-Fazl Abbas, kimseye bir şey söylemeden hızla mescitten çıktı. Kısa bir süre sonra, bir kap dolusu suyla geri döndü ve suyu büyük bir saygıyla kardeşi İmam Hüseyin’e (a.s.) sundu.
Bir başka gün ona bir salkım üzüm verdiler. Henüz çocuk olmasına rağmen aceleyle evden çıktı. ‘Nereye gidiyorsun?’ diye sorduklarında, ‘Bu üzümü efendim Hüseyin’e (a.s.) götürmek istiyorum’ diye cevap verdi.”
Hüccetü’l-İslam Nevâzenî sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hz. Abbas’ın (a.s.) bu edebi, biz Şiiler için de bir örnektir; velayetin, büyüğün ve liderliğin hürmetini korumamız, onlar varken öne geçmememiz gerektiğini öğretir. Bunlar öyle özelliklerdir ki, bir insanın varlığında bunlardan sadece biri bile bulunsa onu saadete ulaştırmaya yeter.”
Hz. Abbas’ın (a.s.) Tevhit Dergâhındaki Özel Kulluğu
Velâyet Yanlısı Tebliğciler Topluluğu Genel Sekreteri şöyle vurguladı:
“Hz. Abbas’ın (a.s.) bir diğer özelliği de kulluk ve ubûdiyetidir. Hz. Abbas’ın (a.s.) ziyaretnamesinde okuduğumuz üzere:
‘Esselâmü aleyke eyyühe’l-abdü’s-sâlih, Allah’a, Resulüne, Emirü’l-Müminin’e, Hasan ve Hüseyin’e itaat eden kul…’
Bu ziyaret metninde, Yüce Allah’a itaat ve kulluk, Hz. Abbas’ın (a.s.) ilk ve en temel vasfı olarak zikredilmiştir ve onun tüm iyiliklerinin, saflığının ve güzelliklerinin kaynağını oluşturmaktadır. Hz. Abbas (a.s.), Allah’a kulluk ve ubûdiyet yoluyla, Allah Resulü’ne (s.a.a.), Emirü’l-Müminin’e, İmam Hasan ve İmam Hüseyin’e (a.s.) itaat etme ve onları destekleme makamına ulaşmıştır.”
Hüccetü’l-İslam Nevâzenî sözlerinin şöyle tamamladı:
“Yeni neslin, Hz. Ebu’l-Fazl’ın (a.s.) hayat tarzını ve şahsiyet özelliklerini tanıması gerekmektedir. İslam İnkılabı, Hz. Abbas’ı (a.s.) örnek alarak İran'ın evlatlarının farklı alanlardaki cesaret ve fedakârlıklarına defalarca şahit olmuştur.”
yorumunuz